27 Ekim 2014 Pazartesi

FRANSA GEZİSİ

FRANSA GEZİSİNDEN

15.07.2014 tarihinde çocuklarımızı Ortaklaarda bırakıp parise doğru yola çıktık.. İzmir Adnan Menderes havaalanından ..İstanbul Sabiha Gökçen Havaalanı oradan da Paris Orly airport varış... ve kardeşlerimle Parisde kavuşma selfiesi... O kadar güzl geldiler ki gözüme  o anda.. Özlemişim o anda.. Uzun uzun iki güzel insan... Mutlu mutlu hemen otelimize gitmeye karar verdik.. ve altımızda... BMW X5 ile... Paris sokaklarında otelimizi bulduk..İbis Paris Montmartre otel... Güzel bir oteldi... Lüks değil.. Konaklama, rahat bir uyku yumuşak bir yatak, merkezde olması konumu, ve sabah kahvaltısı çok yeterli idi. tabiki kahvaltılar ekstra ücretli. Ama kahvaltısını beğendim kesinlikle.


 Bol ananas meyvesi.. Kruvasan ve krem çikola... Türk kalvaltısıyla benzer bir yanı yok ikramların ama.. Çok da aykırı bir sunum yoktu.. Bir çeşit peynir koymuşlardı.. Gülşah şaşırdı.. Aa hayret peynir koymuşlar. Fransızlar kahvaltıda asla peynir yemez ki. Turizm bölgesi olması nedeniyle koymuşlar dedi... Eeee otelde bi Türk biz değildik... Artık onlarda müşteri portföyünün kültürüne göre sunum yapıyorlardır..

Mercure İbis Hotel..  Gerçekten çok yeterli bir oteldi.. Büyük binası.. Konumu çok harika.. Moulin Rouge'ye çok yakındı.. Arabanın penceresinden çektiğim bir resim bu...



Fransa'da yeni yapılşama yok.. hele hele Paris'in tamamı bu şekilde tarihi doku .. eski Fransız apartmanları.. Bu evlerin içlerini de görmeyi çok isterdim ama ben...



Vee otele yerleştikden sonra hemen arabaya atladık veee istikamett Eiffel Tower.... paris sokaklarında 

Hayatı tesbih yapmış sallıyorduk... Bu müzikle paris de seyrediyorduk... Çok eğlenceli idi. Kim derdi ki bana Şükriye parisde bu şarkıyı dinleyeceksin... İnanmazdım... kardeşim sağ olsun... Koptuk yani... veee bir sokağa arabamızı bırakıp Eiffele doğru ilerlerken eiffel karşışında bir Paris cafesinde oturup kahvelerimizi içtik.. Eiffele baka baka... hayat suprizlerle dolu... ve ben işte Paris'deyim... Eşim ve kardeşlerimle... Parisin sembolü ğöge doğru uzanıyor. Bol bol resim çekiliyoruz... Altında turistler gezinmekte..Sen nehri akıp gitmekte.. zenciler paris hatırası Eiffel Tower satma telaşında... aaaa enteresan... Zenciler tipden çıkartıyorlar hangi milletden olduğumuzu... Bankta oturuyorum Eiffelin altında ve elinde biir çok anhtarlık ve minyattür kuleli bir zenci bana satış yaapmaya çalıştı. bende dün satın aldığımı söyleyince .. Bana sen türkkk????? dedi bende yesss dedim.. Bir  anda bana yok para yok para diye sitem ederek uzaklaştı...Tabi ki bu hikaye 2. günün yaşanmışlığından. gerçekden bir gün önce 15 anahtarlık ve bir adet eiffel kulesi satın almıştım ... O bana inanmadı.. Sonra yine aradan zaman geçince bir baktım ki...Yine bir zenci, yok para yok para diye sitem etmekte.... Hepsi satın almayan Türklere aynı espirili laf sokmayı yapmakta... Yok para' Yok Para!  ..... :) Çok güldük bu duruma.... Çok tatlılar ya...
Sen nehrinde oturduk... üzerinde bir cafe var... Kahvee içtik... Karşıdan dondurma aldık yedik orada... ben değişik olsun diye naneli vee menekşeli dondurma yedim. menkşenin aroması çok da lezizd eğil. nanli dondurma ise... Tıpkı nanelli sakızı yalamaak gibi . ve nane aromalı sakızın üzerine soğuk içersen ağzın soğuktan yanar ya... naneeli dondurma da öylee bişi...

Sen nehrinde tura katıldık... Kişi 15 euro.... Duraklarda iniyorsun .. İniyorsun biniyorsun.. Gün boyu geçerli... Louvre  Müzesi durağında indik .. Louvre müzesini ggezdik.. Mona Lisa taablosunu yakından gördük.. Önü oldukça kalabalık... İzdiham boyutu.. Müze girişide oldukça kalabalık .. Bizim gelin neyseki Hamile ve öncelik hakkımızı kullandık.. Allahım...... ne büyük bir müze her yerini gezmek imkansız.. gez gez yorulduk.. bitiremeden çıktık..Fransızlar ressamlara çok büyük önem verdikleri için,  eski saray her yer büyük tarihi tablolarla dolu...
Ünlü Louvre Müzesinin cam piramidi şeklindeki girişi.. Giriş gerçekten havaların sıcak olması nedeniyle de sera etkisi yapmış camlı alan... Ortam çok sıcaktı.. Diğer salonlar elbette klimalı oldukça serindi.Tabiki Louvre Müzesi aşırı büyük gez gez bitmez...Bütün bölümleri gezemedik...


İlk olarak tabelalarla Mona Lisa tablosunun bulunduğu salona gittik.. Meşhur tablonun önü izdiham derecesinde kalabalıktı.. Arkamda Mona Lisa ve önde biz bir selfie yapmaya çalıştım.. resim malesef kötü oldu.. Bloguma koyup paylaşamıyorum..

Eski saraay yeni müze Louvre resim galesi gibi....


Louvre Müzesi Tavandan tabana kadar sanatsal değerler içermekte.... Her bir santim sanat ve tarih....



Arka duvardaki flue çerçeve Mona Lisa tablosu ...
Mona Lisa tablosunun özelliklerini biliyoorum. özel simetri ile yapılmış.. Bir yanı hüzünlü bir yanı gülümseyiş... Okey ... ama bana daha derin duygular yanssıtan resimler vardı orada.. Açlık resimleri savaş resimleri.. Hüzün yansıtan resimler... Lüksü anlatan resimler vardı... heykeller olağanüstü.. heykellerdeki mimikler.. beğendim.. Çok büyük..



Paris Seine nehri üzerinde SAVE&TRAVEL
Tüm duraklarda indi bindi yaparak bir çok yeri gezebiliyorsun.. Paris'e gelindiğinde sanırım yapılmazsa omlamalardan biri. Her durakta ayrı bir tarihi yere gidip gezip sıradaki tekneye binip turu tamamlayabiliyorsun..




Gülşah ve ben..



Tur teknemizden Notra Dame katedrali göründü... duraklaradan birinde misal bu katedrali ziyaret edebiliyorsun... Girişleri çok uzun kuyruklarla yapıyorsun..



Şu gördüğünüz teknedeki yolcuları resim çektikten sonra onları izliyordum köprüden.. Tekneden bir çocuk bana el sallayınca bende o çocuğa el salladım...Oda nesi.... Birçok kişi tekneden bana el sallamaya başladı.. Kendilerine el salladığımı sanaraktan.. Ben onlara da el salladım.. Bir anda bütün tekne bana el salladı.. Bende onlara kucak açıp bir sağa bir sola kollarımı salladık... Çok heyecanlı idi. Bir anda bir çoşku gelişti.. İnsanlarla etkileşimde olabilmek ne de keyifli bir şeymiş meğer..




Notra dame Katetrali... Muhteşem bir yapı.. İçi loş ve yoğun el işçiliği.. Büyüleyici bir atmosferi var..650 yıllık bir bina... hala sapasağlam ve tüm heybetiyle durmakta.. Gotik mimari ile..



Katedralin içinden bir görünüm...



Müziğini çok sevdiğim için de bu yapı beni büyüledi..
 http://www.dailymotion.com/video/xa9p23_belle-notre-dame-de-paris_music


Ünlü Fransız yazar Victor Hugo, halkın ilgisini çekmek için Notre Dame'ın Kamburu adlı romanını yazmıştır. Roman, katedralin kurtarılması için kampanya başlatılmasını sağlayarak katedralin yenilenmesinde büyük rol oynamıştır.

Notre Damın Kamburu( Notre Dame De Paris) filmide çok eskilerden hafızamda da kalmış.. Etkilemiş beni.. Bu kliseyi görmek heyacanlandırdı beni...  

PARİS PARİS PARİS.... Büyük bir şehir... İstanbuldan büyük hissi verdi bana ama . Şehrin yüzölçümü İstanbuldan daha küçükmüş.. Wikipediadan baktım... :)

Parisde gezerken orda yaşamayı hayal ettim güzeldi.. Ama izlediğim filmlerdeki, okduğum kitaplardaki  yaşamı yakalayamam ki ben .. En iyisi kendi öz yaşamın dedim kendime.. Turist olarak gezmek güzel.. her yer tarih kokuyor. Parisde gökdelen falan , yeni binalar görmedim. Evlerin binaların çoğu tarihi dokuda.. Şehirleşmesi başarılı bir şehirdi..
Parisde fast food tarzı beslendik. yemeklerinin tatlarına bakamadık. Çünki Gülşah abla sebzeleri az pişmiş yiyemezsin.Değişik şeylerle harmanladıklarından damak tadımıza uymayacağı bilgisini alınca boşuna yiyemeyeceğimiz yemeklere para vermedik... etleri de ona keza farklı pişirme ve sunumlarında olduğu  için bir de domuz eti ile karışma ihtimalini düşünerek yemedik. Bir çok yerde Türk restoranları vardı. Oralarda yedik.. yemek sorunumuz olmadı..   Makaronları  rengarek ve lezizdi..
Kaldığımız otel Moulin Rouge çok yakındı. Arabamızı park ettikten  sonra bir kalabalık gördük. Üzerinde  kırmızı bir değirmen olan binanın önünde.. Belli bir gece mekanıydı.. Bilmiyorduk ki öncesinde... Hiii hiii ... Gülşaha  sordurttuk burada ne varmış diye... Meğer ünlü bir yermiş tarihi geçmişi olan tesadüfen keşfettik.. 2 gün önceden randevu almak gerekliymiş içeri girmek için. Kişi başı yemeksiz 130 euro idi.. Ahmetin içi kaldı.. Giremedik. randevu alsak Paris'de bir gece daha ekstradan kalmak gerekecekti.. parisde kaldığımız her gece moulin rouge'un önünden geçtik. Birde 3 gün botunca Eiffel Kulesinin altına yanına gittik..


Moulun Rouge önünde bir kalabalık ...İçeriye girmek isteyen kişiler cadde boyunca kuyrukta idi.. Meşhur Fransız Can Can dans gösterisi varmış içeride meğerse...En az 2 gün önceden randevulu olmak gerekliymiş.

Moulin Rouge (Türkçe: Kırmızı Değirmen), 1889 yılında Joseph Oller ve Charles Zidler tarafından inşa edilen bir kabare'dir. Paris'in 18. bölümünde bulunan Moulin Rouge, French cancan adlı gösteriyle ünlü olmuştur.
Moulin Rouge üzerindeki kırmızı yel değirmeni ile dünyaca ünlüdür ve aslında bir özel teşebbüs olmasına rağmen Fransız kültüründe sembolleşmiş bir yere sahiptir. Kırmızı değirmeni, elit erotik şovları, yetişkinlere yönelik orijinal eğlence programlarını ve ünlü kan-kan dansını görmek için yıl boyunca gelen pek çok turisti ağırlar.
Orijinal sahne şovları ve binanın dizaynı tarihi boyunca dünyadaki benzerlerini etkilemiş ve pek çok tarzın öncülüğünü yapmıştır. Bu tarihsel süreç girişte sıralanmış panolarda resimler ve çeşitli dillerde yazılmış açıklamalarla özetlenmiştir ve Moulin Rouge'un yaşayan bir müze olduğunu hatırlatır.Bu caddede La Diva diye bir mekan vardı.. diğer sokak başında oluyor.. Moulin Rouge giremeyenler, randevusu olmayanlar yada buraya yemeksiz, içeceksiz 130 euro vermek istemeyenler için yapılmış gibi sakin duran bir yer vardı... La Diva'nın ön kapısında hafifçe ön bölmeye geldik.. Gülşah yine fransızca bilmesi nedeniyle içerde ne var ne yok nasıl bir gösteri diye bilgi almak için uğraşırken, bir anda gözlerimiz ikimiz aynı anda tablolara takıldı.. ve şok olup bir anda.... aaaaa diye gülerek pardon diyerekden çıktık... Live show... Cadde boyunca yürüdük..Ahmetle Yusuf önde biz Gülşahla arkada... Etrafa baktıkça anladık ki.... cadde oldukça renkli bir cadde ve bir o kadar sakin olağan akıyor hayat... Türkiyede olsa böyle bir cadde de;  iki bayan bu kadar rahat sokaklarda özgür  gezemeyiz... İşte medeniyeti hissettiğim an... bizim eşler önden önden sohbet ederek yürüyorlar.. Biz arkadan aheste aheste ilerliyoruz... Paris sokaklarında gece sakindi..Etrafımızdakilere sorduk arada buralarda eğlenip dans edebileceğimiz bir mekan varmı ? Bilen yok... Türkiye gece hayatı gitmeyen bile yerini bilir tarif eder... Yok... :(
Şanzelize Caddesi veya Şanzelize Bulvarı (Fransızca: Avenue des Champs-Élysées; kısaca Şanzelize, Champs-Élysées),(  audio yardımbilgi) Fransa'nın başkenti Paris'in ünlü bir caddesir. Parisin en güzel caddesi olarak gösterilmektedir ve Fransızlar aralarında dünyanın en güzel bulvarı diye hitap ederler. Adını Yunan mitolojisinde cennet olarak gösterilen Elysion ovalarından almıştır.








Büyük güzel bir cadde.. Kaldırımlar çok geniş, bir çok alışveriş merkezi var. Çok pahalı bir cadde diyenler vardı.. ayyy yemekler şu fiyat.. ay şekerim bir çanta sordum 3000 euro diyen arkadaşım vardı.. Parisi ve Şanzalizeyi gördükden sonra sen Louis Vuitton'a mı girdin ... Aa evet tabiki... Hımm ee o zaman orası tabiki çok pahalı.. Lewi's var Benotton var orada. Normal fiyatlı mağazalarda dolu... Şanzaliden almış olmak için bir iki mağazadan üç beş bişi aldım.. H&M marka büyük mağaza var Şanzalize'de bir  bikini kombinledim kendime... Birde gipürlü şort etek aldım kendime... Türkiye'ye geldiğimde etiketine bir baktım ki ne göreyim... Made in Turkey.... :)
Zahmet etmişim kendime yahu... Şanzalizeden ala ala aldığım yine Türk malı çıktı ... Gülümsedim kendi kendime...



Şanzalide cadde cafelerde bir içecek içmek kahve içmek 3 veya 5 euro çok da pahalı değil.. zaten bizim paramız orada değersiz olduğu için. Avrupa standartlarında euro olsa para birimimiz normal.
Ben şöyle bir mantık kurdum.. Buradaki ürünlerin fiyatları orada da rakamsal değer olarak aynı... Fransada yarım litre su süpermarketlerde 25 cent ise Türkiyede 25 kuruş..
Fransada 1,5Lt Coca Cola 2,5 euro ise Türkiyede 2,5 TL....
Fransada kayısı 6 Euro idi.. Türkiyede 6 tl....
Yani Coca Cola Fransada daha çok kazanıyor. Türkiyede ucuc iş gücünden mi yararlanıyor acaba.. maliyetler mi düşük... Aynı ürün Fransa'da buraya oranla 3 misli fiyata satılıyor. Ülkelerin gelir seviyesine göre ayarlamışlar fiyatları...
Fransada ucuz olan şeyler:
ü  Akaryakıt
ü  Alkollü İçeçekler
ü  Arabalar
ü  Bazı kozmetikler .. Parfümler değil....
ü  Giyim indirim sezonunda daha uyguna gelebiliyor bazı markalarda...

CHOLET
Paris'de olduğum 3 gün boyunca muhakkak Eiffel Kulesine gittik.. Ve döndük kardeşlerimin yaşadığı Cholet...Burası bir ilçe gibi... Büyük rahat bir yerleşim yeri ... Oldukça sakin bir hayat akışı vardı.. Sokaklarda akın akın gezen insan yok... Sokaklarda ilk girdik eve kadar hiç insan görmedim. Az biraz araba ile bir yerlere giden trafik akışı var.Çok sakiinn Türkiyedeki bir ilçeye göre.. Kardeşlerimin evine girdik.. ve ben duygulandım bir an... Kilometrelerce uzakta bıraktığım 2 çocuğumu düşünüp; buruklaştım..İçim sızladı... Sonra bir sigara yaktım ve . babanelerini arayarak çocuklarım hakkında son durum bilgisi alınca hafifledim..Cholet'de kardeşimin bir arkadaşlarının evine gittik. Gece oturması çay sohbet onlarla . Evlerinin bahçesinde. Biraz Türk havası esti orda.. Ertesi gün Cholet'de gezdik . Çarsılarını AVM'lerini.. Süper marketlerini.. her yer sakindi..Güzel temiz bir yerleşim yeri.. Tarihi bina dokusu Paris'e oranla daha azdı...Cholet'de her yer Akşam üzeri 19.00 da kapanıyor. ve belediye otobüsleride 19.00 dan sonra taşımacılığı bırakıyor. herkesin kendi arabası varmış. herkes kendi arabasıyla dolaşıyor. Cholet ageceleri de oldukça sakindi. Cafelerde gençler oturmuş sohbet ediyor. Canlı müzikli bir ortam.. Dans edebileceğin bir ortam yok..Her yerde alkollü içecek içebiliyorsun.. Türkiye'de saat 22.00 den sonra içki satışı sona erdi ya.. Olay olmuştu . Çok konuşulmuştu.. Fransada en geç 20.00 ye kadar satın aldın aldın.. Orada da gece satışı diye bir durum yok. Bakkal veya tekel bayi kavramı yok. tamam şarap evleri var satış yapan,onlarda aynı saatlerde kapanıyor.Tayyip Erdoğan'a kızmıştık ya. İstediğimiz zaman alır istediğimiz zaman içeriz diye... Yooo Avrupada bile durum bu yani.. Avrupa da hükümet insanları kontrol altına almış.
Orada bir insana tokan atsan neredeyse ömrü boyunca o kişiye tazminat ödermissin.. Türkiye'de nerede her güne bir kadın cinayeti. :(    :(  eksik yanımız
Diyor ki kardeşlerim: Abla buradaki bankalarda sadece 2 kişi çalışıyor.. Nasıl yani diyoruz.. Anlatıyorlar bize oradaki ekonomik yaşamın nasıl olduğunu...
Maaşını bankamatik kartına yatırırlar tamamını çekemezsin. belli oranda nakit çekip kullanıyorsun.Mesela 1100 euro maaş alıyorsun... 200 euro araba yakıtı, 300 euro yiyecek, 250 euro giyim harcaman vs. böyle dilimlere ayırmışlar maaşını. Uçuk bir şekilde yaşatmıyor. Kontrolsüz harcamanı engelliyor. O ay yakkıt limitini kartla doldurduysan  yaya kaldın..Dikkat etmek zorundasın. Kredi kartı yok...
Taksit mi? istiyorsun beyaz eşyada maaş kartına 4 taksit . Fazla abartılı taksit yok. Türkiye'de nasıl.. Şimdi al 6 ay sonra ödemeli 24 ay taksitle.. Tüketime özendirme var. Her şeyi alırsın böyle çalışan yerler var.. Paran olmasa da Türkiye'de alırsın. Bir şekilde borçlanarak ödersin.
Marketlerde giyimde taksit yok.. Paran kadar harcıyorsun. Maaş avansı yok denecek kadar az..300 euro falan.. Açılmak istesen açılabilirmisin zor.
Ceplerinde 50 euro dan fazla nakit bulunmazmış..
Şimdi bir fast foodcuda yemek alıyoruz. bir anda yusuf elini cebine attı.. Ahmet elini cebine attı. Paralar çıkmış cepten.. O ben ödeyeceğim.. Ahmet diyor ben ödeyeceğim.. Gülşah'da gülüyor bana diyor ki.
 Abla bu kızlar eniştemi çok zengin sanmışlardır. Buralarda kimsenin cebinde böyle üç yüz beş yüz euro olmaz diyor.
Çok gülüyor. Bizce normal tabi.. Yusuf da para cepte ister istemez. Bol bol geziyoruz ..mecburen  para akışı var yani...
Devletin kestiği cezalar çok ağırmış ama.. O yüzden kurallara çok uyuyorlar. Ceza caydırıcı..
Fransa da Cholet'de şunu da gözlemledim.. Köylerdeki evler de şehirdeki evler gibi.. İnsanların giyimi aynı.. Orada eşitlik hissediliyor. Gözlemleniyor.. Anlatınca çabuk anlıyorsun bu durumu..

Cholet'de bir çiçek mağazası... Güzel keyifli bir mekandı..


Cholet'den bir görünüm...
Köylü üretici ile yada bir hayvancılıkla meşgül bir aile bir mühendisle aynı standartta yaşıyor.. Doktorlar hakimle yine elit biraz daha ama.. İnanılmaz bir uç yaşam yok.
.Evsiz yok mesala. Devlet herkese ev veriyor. Gelirine göre kira laıyormuş.. İşsizsen 50 euro ya ev de yaşamını sağlıyor. Vergi dilimine göre büyük yada küçük evde yaşayabiliyorsun... İlla ayağını yorganına göre uzatıyorsun. Gce hayatı alkol seni yoldan çıkartacak, özendirici bir durumu yok.. En büyük disco kulupler haftada 2 gece açık Nantes şehrinde mesela.. Ahmet'le Yusuf ve bir erkek arkadaşlarıyla gittiler. Biz evde kaldık Göremedik ..
Ben bu akşam Muğla'da yakın ilçelerde çok fazla eğlence mekanı bulurum. Güzel yanları da var.
.
Fransanın Slogan: Liberté, Égalité, Fraternité
(Türkçe: "Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik")
Ülkede o kadar çok göçmen var ki.. herkes istediği kıyafetle geziyordu.. Faslı erkeler beyaz elbise ve başlarında fesleri.. bazı zenciler kendi ülke tarzlarındaki emprime kumaş gibi değişik bol pantolonlar.. Kardeşlik ilkesine dayanarak.Kimse kimse ırkçı bir tavır sergileyemezmiş.. Özgürlük var, kimsenin giyimine dinine karışılmıyor. Eşitliği de toplumda iyi sağlarmışlar.. Güzel sloganı var. Hakkını veriyorlar.
Fransızların yaşadığı müstakil bahçeli evlerin tepesinde hep bizim eski tayyare model antenler vardı. Şaşırdım. Meğerse orada yayın yala tayyare antenden alınıyormuş. Fransa dışından gelen göçmenler sadece uydu çanak anten kullanıyormuş. Kendi ülkelerindeki yayınları izleyebilmek için... Oradaki evlerin de çatılarında ısı panları ve antenleri  dikkat çekiyordu..Türkiye'dekiler daha abartılı gözükse de, orada da çatılar donanımlı...   :)
PUY DU FOU
Büyük bir ormanın için de, değişik kocaman yapraklı bitkiler ve eski Fransız köy evleri... Bir anda sundukları gösterilerin gerçekci olmasıyla.. Tarihe dönüveriyoruz Ortaçağa... Binaların geçmişi yansıtması harika.. Sunulan oyunları heyecanla izledik.. teknoloji destekli canlı gösteriler.. Türkiye'de böyle bir gösteri parkı yok.. İçinde restaurantları var.. Su oyunları görseli....Huzur veriyor ve dinlendiriyor.. Oğlum Ege'nin en çok yanımda olmasını istediğim an..Yıllar sonra gerçekten tekrar gitmeyi aklımın uçundan geçirdiğim bir yer..Sabahtan girip tüm oyunları izlemek gerekiyor. Biz öğleden sonra gitmiştik.. İki gösteri izleyebildik... Her iki gösteri çok başarılı ve keyifli idi.
Her ağacın altında La Fountain masalı anlatılan sesli tiyatrolar var... Ağacın altında otur .. Müzikli sesli canlandırmalı masal dinle.. Tabi biz Fransızca  anlayamıyoruz...
Puy Dou Fou anlatılamaz yaşanır.
Kocaman dev yapraklı bitkiler ve bulut edasındaki su serpintileri yeşilliğin doruk noktası... Amazon ormanlarındaki kadar yoğun yeşillik... Amazonları bilmem, TV den izlediğim yada okuduğum kadarıyla... Muhteşem bir doğa vardı Bu PouDu Fou ortamaında...
Bodrum yeldeğirmenlerinden Choley 'de de varmış meğer....Enterasan....
eski bir at arabası ve bir eskitme ilan tahtası çok ilgimi çekti... Güzel bir görünüm arz etmiyorlar mı? İki tarihi obje...
ne gösteriydi bu sahnede ama.... Sular çekildi gölden..İçinden Toplantı masaları çıkıp, Atlı şövalye suyun içinden çıktı yürüdü gitti. Gözlerimizn önünde sanki canlı efekli sinema izledik. Yaratıcılığın böylesi Türkiye de YOK!!.. Suyun üzerinde ateş dans etti.. Gözlerimizin önünde.. masalar havada uçup insanlar balık kızlar suyun altından üstünden hızlı hızlı akıp gittiler.. Sinema tadında canlı efektler izledik... İllizyon sanatı gibiydi...Fransızca bilmesem de izlediğim görseller bana hikayeyi başarıyla anlattı..
Bu gösteride kuklalar dans etti.. Bir oradan bir buradan kuklalar ansızın çıkıp bize bir masal anlattılar. Ama bu gösteride Fransızca bilmek gerekliydi ben bişi anlamadım... Sadece oradan buradan kuklaların çıkışlarını heyecanla takip ettim.
Üstteki ve alttaki resimler 1700'lü yılların eski fransız köy evleri ve yaşamını anlatan bir canlandırma köy ortamı... O anları iyi anımsattı bizleri bence....





LA BAULE

Batı Fransa'da Atlantik Okyanusu kenarında bir tatil yeri.. 12 km uzunluğa sahip ince kum plajı. Avrupanın en uzun plajıymış... Yüksek kesimin sahil boyunca evlerinin olduğu bir yer..
Okayanus suyunda yüzmekte varmış kısmette.. hemen derinleşmiyordu.. Boyumun yettiği yere kadar kıyıdan epeyce mesafe var..Suları serindi.. Güneş yeterli yetersiz ısıtıyordu.. Ürpererek girdim. Ama alıştım suyuna.. Tuzlu su.. Ahmetin açığa gitmesini istemedim. Okayanus bu.. Bilmediğimiz bir huyu özelliği olur suyun.. Beraberce yüzdük . Güzeldi.. heyacanlı.. Atlantik Okyanusu.. La baule'de bir türk dönercisi bulduk..oradan yedik yemeklerimizi.. pizza restaurantı da vardı ama döner tercih ettik..Burada da Fransız lezzeti tatmadık..

La Baule de tüm işyerleri 7 de kapanmaya başlıyormuş.. Ben bilmiyordum... Bir giyim mağazasında ay onu mu alsam, bunu mu alsam diye oyalanırken ben... ki normalde ne istediğini bilen mağazaları gereksiz işgal etmeyen ben... O gün kararsızım ve... Almadan çıktım... Çıkınca baktım ki cadde sakin... Ve Yusuf dedi ki...
_  Abla rezil oldun ..
_Niye? ki
_ Abla mağazaların kapanma saati idi.. Bayanlar mağazayı kapatmak için sadece seni beklediler dedi.. Haaggg dedim kafamı çevirdim mağazaya bir baktım ki... şak şak ışıklar kapandı... Turizm bölgesinde benim ülkemde.. İnsanlar hava kararınca esas mağaza gezer yemek yer.. Eğlenmeye gider.. Burada o yok.. Sokaklar sakinledi. herkes gitti.3 veya 5 adet cafe açık.. Buralarda ki Caferlerde kahve de içiyorsun.. Alkollü içecekte.. Bir cafede birer içecek içtik... Çaresiz Otele döndük.. Dinlendik birazcık ve dışarı...

. Gazinosu vardı iki tane..Casino Barriere de la Baule  İçeriye girdik. Ahmet jeton aldı oynadı biraz.. İçerde resim çekmiştim.. Son resmimi çekerken bir görevli gelip çektiğim tüm resimleri sildirdi.   :( Çok cazip gelmedi gazino bana... Ahmet deneme hevesinde idi. Kredi ile falan oynadı o... Kazandı... kaybetti... En sonunda cepten 10 euro gitmiş durumda zararsız çıktık.. Önce güzel veriyor veriyor makine.. Sonra yukardan gözetleyip alıyorlar verdikleri kredileri...Ben hatırlıyorum da Türkiye'deki Kuşadası'ndaki gazinolar kapanmadan biz Torbalıdan gidip,24 yaşındayız diye yalan söyleyip içeri girmiştik.. Tabi onlarda inanmıştır  ya... 17 yaşındaki bizleri..Aldılar işte.. Bir arkadaş gitmiş. Yöntemini öğrenip söylemişti bize..3 arkadaş paralarımızı birleştirip 50 adet jeton alıp, öğleden sonramızı orda geçirmiştik. o zamanlar sigara tepsileri ile ortalıkta dolaşıp ikramlar vardı.. İçecekler ortada servis ediliyordu.. Yemek bölümü bile ücretsizdi. Biz ürkek ürkek sigara alıp içiyorduk.. O zamanlar alkol içmiyorduk.. Yemek yemeğe utanıp çekinip baka kalmıştık ...  :( Açık Büfelere..   Fransada böyle bir ikram söz konusu değil. İçeceğini ücretli alıyorsun. Ve artık kapalı ortamlarda sigara içilmiyor.. Yemek içmek parayla... Jeton atmak da istemedim... Ahmet  bir kerelik tatma  ve yaşama adına oynadı ve ne olduğunu anladı..
Çıkınca da turizm yeri La Baule'de bir akşam yemeği yiyelim dedik saat her ne kadar 23.00 civarı olsada.. hava nasılsa 22.30 da kararıyor..Gezdik gezdik arabayla... Yemek yiyecek hiç bir yer bulamadık.. Cafelerin restoran yemek kısımları 9'da kapatmış mutfağını.. En geç  22.00 kadar yemek hizmeti alabiliyormuşuz restaurantlarda.. Hava zaten yeni kararıyor o saatte... Pes yani.. Aç kaldık... Arabada var olan 4 muzu birer birer yedik... veee La Baule'un tertemiz sokaklarına bir muz kabuğu fırlattı içimizden biri .. Adını veremeyeceğim.. Tepki olsun diye.. Sonra bir geyik yaptık.. Çok güldük.. tertemiz Fransa La Baule ilçesinde bir adet muz kabuğu görüldü.Şehre bir vahşi maymunun girdiğini düşünüyoruz.. Çünkü hiç bir Fransız yere muz kabuğu atmaz.. Atsa atsa bunu bir maymun atmıştır.. sayın seyirciler... Olay Olay.Ha  ha    hii hiiiii... :) Kopma anları....
Fransızlar kurallara uyan ve sakin kibar insanlar... La Baule'deki gençlik neredeydi acaba .. 15-20 genç dışarılarda orda burada.. gerisi nerde yatakta uykuda... mı Hag????
Bir eğlenecek mekan bulalım dedik.. Arabayla gezindik gezindik bulamadık.. Sorduk soruşturduk... Bi yerde bir tane diskotek varmış.. Gece 01.00 da gittik.. İçerisi bom boş... Kimse yok. Gittiğimiz gazinonun discoteğide haftada belirli günlerde açık.. Her akşam yok eğlence 3 gece falan... şaşırdık... Türkiye olsa turizm bölgesinde her gece sabahın ilk ışıklarına kadar açık...
Kaldığımız La Baule deki otel çok güzeldi..Adonis La Baule Residence.. Oda renkleri ve oda hacmi süperdi. Küçük bir mutfağı vardı. Tencere tava bardak tabak.. Müthiş temizdi. Manzara doğaya bakıyor. Büyük Fransız pencereler.
 Dışarılarda aç kalıp gece otele dönünce neyse ki metal para atıp bisküvi ve içecek satın aldık.. İhtiyacımız olan bir şeyi saat en geç  20.00 kadar almak gerekli. Yoksa açıkta süpermarket kalmıyor.






13 Ekim 2014 Pazartesi

ÇOCUKLARDA EMG ÇEKİMİ


EMG Neden istenir?
EMG incelemeleri ve sinir ileti incelemeleri, uç sinirler, kas kavşağı, sinir kökleri, kas hastalıkları, sinir ağları incelenerek teşhislerin konulmasında kullanılan bir yöntem olup, bazen tek başına yeterli olurken, bazen de kan biyokimyası, görüntülenme teknikleri gibi yardımcı yöntemlerle birlikte yapılabilir. Genelde bel fıtığı, boyun fıtığı, uç sinirlerin sebep olduğu ağrıların tespiti, kol ve bacaklardaki kuvvet kaybının sebepleri, kas erimeleri, sinirlerin zarar görme sebepleri gibi sorunların teşhisi için EMG testi istenebilir.
Oğlumun yaş itibari ile tam olarak sıkılaşmayan kasları yumuşacık. 6 yaşında ama teni o kadar yumuşak ki.. her daim bir bebeğe dokunuyormuş hissi veriyor. Bu hisse ayrıca bayılıyorum. Her zaman bebek tenli kalabilmek mümkün değil elbette. Oğlumun postüründe bir bozukluk vardı hafif kamburumsu bir duruş. Yorgun olursun da duruşta bir koyuvermişlik olur ya. Görüntüde bir yorgunluk ifadesi... Kollarda eklemlerde kitlenmeme durumu.. Kollar her iki yöne hareket ediyor. Bu belirtilerle alakalı olarak önce bir Doçent Çocuk Uzmanına Daha sonra 9  Eylül Üniversitesi bünyesinde bir profesöre sevk olduk.. Kas hastalığı şüphesini eleyen Profösor Doktor Adem AYDIN Çocuk Nörolojisi Uzmanı  sonra ; eklem bağ doku rahatsızlığı olabilir mi acaba diye EMG testi önerdi. EMG testi çektirmemiz birazcık zor oldu.Aslında Ege çok korktu.Aşırı reddetme içerisine girdi. Çok da acı verici bir uygulama sayılmaz. Sakin durabilseydi Ege. Elbette elektirik akımı kendini hissettirip bir ürküntü yaşatıyor. Bir çok insan vücuduna iğne girmesinden hoşlanmaz … Ege’de öyle iğneye karşı cesaretle kolunu bacağını uzatamıyor.. Yaş itibari ile normaldir.Egeye bağlanan küçük teller ile parmaktan takılan yüzük gibi küçük tellerden verilen belirli voltajdaki elektrik akımları kol kasından ölçüldü. Bu uygulama kollar ve bacaklarda da test edildi. Daha sonra kol ve bacaklara sokulan iğne ile kol ve de bacaklarını hareket ettirerek kas gerilim sesi dinlendi .Bu işlemlerin tamamı Egenin zorlaştırmaları na rağmen 20 dakikayı geçmemiştir. Sonuç itibari ile hiçbir sıkıntı olmadığı anlaşıldı. Sadece kas ve kemik gelişimi zamanla oturacak diye düşünüyoruz. Doktorumuz yılda 2 kere genel kontrol edelim dedi. İçimiz rahat olsun, gözlemleriz gelişimimizi dedi. 

11 Haziran 2014 Çarşamba

HAYATINI ÇOCUĞUNA ADAMAK

Uzman Psikolojik Danışman Yılmaz Erdal
motherhood-has-its-momentsBu günlerde sosyal medyada “Dünyanın En Zor Mesleği” başlıklı bir video dolaşıyor. Videoda 365 gün boyunca 7/24 ücretsiz olarak gerçekleştirilecek bir iş için mülakatlar gerçekleştiriliyor. Videonun sonunda insanların kabul etmediği mesleğin annelik olduğu anlaşılıyor. Annenin kendisini aldığı her nefeste ailesine adaması bekleniyor ve pek çok kadın hayatını böyle yaşamak zorunda kalıyor veya böyle yaşamayı seçiyor.
“Neden babaların köşeye çekilerek çocuğun gelişimine dair sorumluluk almamalarını tartışmıyoruz?” gibi haklı sorulara karşın bugün anne ve çocuk ilişkisinin “adanmışlık” üzerinden yaşanmasının etkilerini tartışmak istiyorum. “Annelerin hayatlarıyla” ilgili tartışmayı kadınların söz söylemesi gereken bir alan olarak tanımladığım için bu durumun çocuklar üzerindeki etkilerine odaklanmayı seçiyorum.
Çocuklar hayata dair en temel bilgileri anne ve babalarının tutumlarından öğrenirler. Anne-babanın çocuğa davranış biçiminin, çocuğun hayatı üzerinde önemli bir etkisi vardır. Bunun yanı sıra anne-babanın birbirlerine davranış biçimleri ve kendilerine davranış biçimleri de çocukların hayatı üzerinde güçlü bir etkiye sahiptir. Diyelim ki çocuğuna paylaşmayı öğretmek isteyen bir anne-baba var. Sürekli paylaşmanın öneminden, ne yapması gerektiğinde, güzelliğinden, iyiliğinden bahsediyorlar. Bu çocuğun paylaşmayı olumlu bir şey olarak kaydetmesi beklenir diye düşünüyorsanız yanılma ihtimaliniz çok yüksek. Bu anne baba birbirleriyle hiç bir şey paylaşmıyorsa, taraflardan biri herhangi bir duygusal paylaşım sırasında konuyu saptırmayı seçiyorsa, yani tarzı kendine saklamaksa çocuk, sözlerden daha sık tanık olduğu bu tarzı içine alma eğiliminde olur. Çocuğunuzun kendine güvenmesini isterken, siz kendinize güvenmiyor saygı duymuyorsanız, çocuğunuza kendine güveni öğretmeniz zor olacaktır. Yine sosyal medyada sıklıkla dolaşan çocukların anne-babalarını taklit ederek öğrendiklerini çarpıcı bir şekilde gösteren videoyu pek çoğunuz izlemişsinizdir.
Mother-helping-child-with-homeworkBir annenin çocuklarına hayatını adaması ne demek? İşi gücü, kendini, duygularını, bedenini, ihtiyaçlarını, arkadaşlarını, hobilerini bir köşeye koyup çocuğunun eğitimini, sağlığını, ihtiyaçlarını birinci sıraya yerleştirmesi demek. Yemek yerken çocuk çağırıyor diye gitmek, çocuğu hafta sonu etkinliklerden mahrum kalmasın diye bütün hafta sonları o etkinlikten bu etkinliğe koşmak (ve çocuğu koşturmak), yolda yürürken alıcıların çocuğa alınabilecek “şeyler” üzerinden çalışması, fırsat olmadığı için yapmak istediği her şeyden vazgeçmek, tuvaletteyken bile çocuğun sesini duyunca apar topar koşmak… Saymakla bitmez… Çocuğun birincil, kendinin ikincil olma hali… Şöyle bir düşündüğünüzde kendinizden de yüzlerce örnek bulabilirsiniz…
Bu seçimin çocuğun tutumları üzerinde iki tane çok sık görülen sonucu vardır;
1.Dünya benim etrafımda dönüyor.
2.Benim ihtiyaçlarım önemsiz. Her zaman ötekilerin ihtiyaçlarını karşılamaya uğraşmalıyım.
Hayal edin; bir seslenmenizle herkes susuyor, yemekler uçaklarla ağzınıza servis ediliyor üstelik çatal kaşık bile hareket ettirmiyorsunuz, gece uyandığınızda bile hizmet veren size özel bir lokantanız var. Parkta size bulaşan bir çocuk olursa koşup yetişen koruma, öğretmen size “takıp” düşük not verirse avukat, okula giderken yorulmayasınız diye çantanızı taşıyan nakliyeci, oyun oynarken ilk yardım çantasıyla yedek kulübesinde bekleyen doktor… Bir teknoloji firmasının anneler gününe özel reklamda “son teknoloji anne” tanımıyla “övdüğü” annelik, çocuk için gerekli donanımlara sahip olma hali olarak tanımlanabilir.
Bu durumda çocuğun dünya benim etrafımda dönüyor diye düşünmesi çok muhtemel görünüyor. Çocuk, daha doğmadan, ihtiyaçlarını bir köşeye koyup kendisi için yaşayan bir varlıkla birlikte yaşıyor. “Herkese karşı iyi de bana çok kötü davranıyor, sözümü dinlemiyor” diyen anne “aslında ben ona beni önemsememesini öğrettim” demiş oluyor. Dünyanın merkezine kendini koymayı öğrenen çocuğun empati becerisinin gelişmesi çok mümkün olmayacaktır. Karşısında “benim duygumu boş ver, asıl olan senin duygun” diyen birinin varlığı sonucunda empati becerisinin gelişmemesi pek şaşırtıcı olmaz.
Kendini çocuğuna adamanın ikinci yaygın sonucu ise çocuğun kendini adamayı hayatının mottosu olarak öğrenmesidir. Arkadaşları ne isterse yapmak, kendi için olumsuz düşünen kimse olmasın diye hayır dememek, duygularına yabancılaşmak ötekilerinin duygularını daha çok hissetmek gibi olası sonuçları olan bir motto! Çocuğumuz kendini gerçekleştirsin diye onca emek verirken kendinize davranış biçiminizle, ona kendini gerçekleştirmemeyi öğrettiğinizi bilmek çok can yakıcı olsa gerek.
166668233-thinkstock-anne-cocuk-kiz-mnkÇocuğunuz kendi gerçekleştirsin istiyorsanız,
Çocuğunuzun empati becerisi gelişsin istiyorsanız,
Çocuğunuzun hayatla baş edebilme becerileri gelişsin istiyorsanız,
Çocuğunuz ihtiyaçlarını, duygularını, bedenini, düşüncelerini önemsesin istiyorsanız, kendinizi çocuğunuza adamayın.
En az onun yaşamına sahip çıktığınız kadar kendi yaşamınıza sahip çıkın.  Çünkü Doç. Dr. Ceylan Daş’ın da dediği gibi; “Saçlarını çocuklarına süpürge etmeyi seçen bir kadın, ancak iyi bir süpürge yetiştirir”.

NİLSUDAN VE EGEDEN KARELER

NİLSU pijamalarıyla

Ege ile yatakta



















PİRİ REİS ÇOCUK AKADEMİSİ YIL SONU GÖSTERİSİ



06.062014 tarihinde Mehmet Ege DEMİRAL arkadaşlarıyla bir gösteri düzenlediler. ve çok keyif aldık bizler o minikleri izlerken. Koro dinletileri folklor gösterileri ve jimnastik hareketleri yaptılar. O kadar kalabalığın önünde kendilerini başarı ile ispatladılar. Egeciğimde öyle. Bir güzel giyinip, heyacanla okulumuza gittik.








9 Haziran 2014 Pazartesi

TATİLDE AİLEMİZ VE DÜĞÜNLERİMİZ









Hasan Dayısı, Beden Eğitimi öğretmeni,Egecim hasan dayısının düğününde bana çok eziyet etti. Hep ağladı. kimselere gitmek istemedi. Anne ve babası düğünde eğlenmedi.



İşte Egecim Sezen Yengeni dayın işte böyle çekip aldı..İyki de almış. Henüz farkında değilsin ama, güzel ve çok iyi huylu bir yengen oldu..
Buradan bir kez daha ailemize HOŞGELDİN Sezen...





















Hasan Dayının düğününde malesef emzikle susturduk. kalabalıktan rahatsız oldun belkide çok ağladın. Oysa sana o kadar şık keten takım almıştım ama. kucakta kıyafetini yansıtamadın egem.








Soldan sağa Ortanca gelinimiz Gülşah ve Sağda küçük gelinimiz Fadik...Oğlumun yengeleri..Yenge cenneti 4 yengesi var oğlumun.. teyzesi yok..Halası yok..














Evet Oğlumun Dilek Yengesi, Amcasının eşi.. Benimde sevgili Eltim..Gözünü ilk açtığından beri dileği görmüş durumda. Eminim hafızasında yeri vardır şeker yengesinin.İki güzel kızın annesi..Soldan Sağa Begüm ve Berilin annesi..Kuzenlerin Egecim.Berille bu yaz denizde çok eğlendiniz...












Berille kumda oynamanız görülmeye değerdi. sakin kuzenin berille iyi anlaştınız oğlum. Umarım her zaman böyle olur.
















egemin ananesi ve büyük ananesi..Düğün telaşından pek fazla ananesi ile birlikte zaman geçiremediler.Ama büyük ananesi ile daha çok ısınıp, oyun oynadılar.. Annem Egeye doyamadı. doya doya okşayamadı..Hasretle ayrıldılar..










Egemin küçük dayısı.. Espirili, şirin ,peynirci dayısı














Müşterileriniz görmesin. sayın ERKAYALAR SÜT ÜRÜNLERİ A.Ş...














oğlumun amcası ve babası bebek bakıcılığı rolünde..














Egemin yakışıklı ve hassas Yusuf dayısı ile ithal gelin Gülşah kız..Canlarım benim.









Çocukla oynamasını çok iyi beceren, becerikli babanesi egemin..